Üyelerimizle Sohbetler serisi ile Teknolojide Kadın Derneği ailesi üyelerinden birini yakından tanıma, deneyimlerini dinleme ve teknoloji ile olan ilişkisini öğrenme fırsatı yakalıyoruz. Serimize Danışma Kurulu Üyemiz ve Düşyeri’nin Ortağı ve CEO’su İbrahim Coşkuner ile devam ediyoruz. Yaptığımız röportajda Sayın İbrahim Coşkuner, teknoloji sektörüne giriş hikayesinden, start-up hayatının kendisine kattıklarından, Düşyeri’nin başlangıç hikayesinden ve Düşyeri’nin Uppy ile G20 zirvesinde ödül almasından bahsediyor.
1. Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
İş hayatına 1999 yılında Pamukbank Alternatif Dağıtım Kanallarında başladım. Daha sonra Pamukbank e-bankacılık bölümüne geçtim ve orada internet şubesi, TV bankacılığı, SMS bankacılığı ile ilgili ürünler yönettim. Ardından 2005 yılında Finansbank’a transfer oldum. Orada KOBİ Bankacılığı CRM departmanını kurdum ve yönettim. 2007 yılında Teknoloji Holding’e bağlı olan Embrio şirketine geçtim ve internet projelerinde görev aldım. 2008 yılında Türk Ekonomi Bankası KOBİ Bankacılığı Ürün Geliştirme Departmanı’nda göreve başladım. TEB’de 2012 yılında TEB Girişim Bankacılığı ve TEB Girişim Evleri’nin kurucu yöneticisi görevine geldim. Türkiye girişim ekosisteminin kuruluş aşamasında yer aldım. Türkiye genelinde 10 ilde Girişim Evleri kurdum, kuluçka ve hızlandırma programları tasarlayıp uyguladım. TEB Girişim Bankacılığı ile 2.000’den fazla start-up’a mentorluk yaptım ve büyümelerine destek oldum. 2018 yılında girişimci olmaya karar verdiğim sıralarda Ayşe Şule Bilgiç’in teklifi ile Düşyeri’nin yönetici ortağı oldum.
2. Bu zamana kadar nasıl bir kariyer yolculuğunuz oldu? Düşyeri ile yolunuz nasıl kesişti?
Ben TEB Girişim Bankacılığı’nın başındayken Ayşe Şule Bilgiç bizim GrowUp hızlandırma programımıza katılmıştı. Bu program içinde Düşyeri’nin tüm stratejisini belirledik ve bugün Uppy adını verdiğimiz ürünün planlarını yaptık. Ardından Düşyeri’nin birinci yatırım turunu yönettik. Bu turun kapanışı ile beraber Ayşe’nin iş planına göre yapması gereken ilk şey yeni bir ekip kurmaktı. Ayşe de bunu uygulayarak bana yönetici ortaklık teklifinde bulundu. O anı dün gibi hatırlıyorum: “İbrahim, gel hem ortağım ol hem de Düşyeri’nin başına geç. Ben Düş İşleri Bakanı olayım, sen de İş İşleri Bakanı ol” dedi. “Ayşe, nedir İş İşleri’nin görev tanımı?” dedim. “Ben Düş İşleri olarak projenin akademik AR-GE’sini, tüm içerik stratejisini ve süreçlerini yürüteceğim. Sen de satış, pazarlama, İK, finans, operasyon, teknoloji taraflarını yürüteceksin” dedi. “Ayşe, farkında mısın bu İş İşleri değil Piş İşler olmuş?” dedim.
Bu teklif geldiğinde ben de zaten tam kendi girişimimi mi kursam yoksa başka iyi bir start-up’a kurucu ortak mı olsam diye düşünüyordum. Düşyeri ile beraber 2-3 farklı start-up’tan daha teklif almıştım. Düşyeri’ni iki sebepten ötürü kabul ettim. Birincisi Ayşe’ydi. Çok iyi bir ortağa sahip olacaktım. Birlikte güçlü bir takım olacağımıza inandım ve öyle de oldu. İkincisi ise dünya için faydalı ve iz bırakacak bir iş yapacak olmamdı. Ve kabul ettim. İyi ki de kabul etmişi
3. Teknoloji ile olan bireysel ilişkinizden bahsedebilir misiniz? Teknoloji sizi ve işinizi son yıllarda nasıl değiştiriyor?
Ben 2000 yılında, Pamukbank’ta çalışırken ilk yazılımımı yaptım. Aslında yazılım kökenli değilim ama o zaman Alternatif Dağıtım Kanallarında, çağrı merkezi tarafında çalışıyordum ve IT’den çağrı merkezinin outbound ekiplerinin yönetimi için bir yazılım programı istemiştik. O dönem çağrı merkezleri ve outbound ekipleri yeni kurulduğu için bu operasyonlar tamamen manuel yöntemlerle yapılıyordu. IT de bize 2 yıl sonrası için bir gün vermişti. IT için öncelik verilecek kritik bir iş değildi.
Ben de “Siz yapmazsanız ben yaparım” dedim. O zaman Visual Basic vardı. Daha .NET yavaş yavaş geliyordu. Bir Visual Basic kitabı aldım. Oturdum kod yazmayı öğrenmeye başladım ve bir baktım ki 5 ay sonra Türkiye’nin ilk outbound yazılımını yapmışım. Teknoloji ile aram ilk defa o zaman iyileşti. Ardından 3 tane daha program yazdım, gene hep çağrı merkezi tarafında.
Benim Pamukbank’ta IT haricinde yazdığım ve kullanılan 4 tane programım vardı. Arkasından Finansbank’ta CRM tarafına geçtim. Finansbank’a geçtiğimde, ben business tarafındaydım. KOBİ CRM tarafında da IT departmanına teknoloji know-how’ımı kullanarak çok iyi bir mimari çıkarttım. Bütün ekranların tasarımlarını UI, UX’lerini oluşturarak bir CRM sistemi hayata geçirdim. O dönem Etkin Portföy Yönetimi adında bir yazılım yaptım. Program şubedeki tüm müşteri temsilcilerinin performanslarını analiz edip onlara reçete gibi rapor veriyordu. O dönemin yapay zekası diyebileceğimiz bir işti. Şubeler uzunca bir süre bu analizleri benim yaptığımı sandılar ama aslında yazdığım program yapıyordu. Dolayısıyla, bir baktım ki işin teknoloji ve business tarafında sürekli varım. Bir tarafım teknoloji, bir tarafım business. Bütün iş hayatım boyunca da böyle gitti. Hep teknoloji bilgim ve becerim ile farklılaştım ve güncel kaldım.
Teknolojiye bu denli yatkın olmam ve projeleri anlayıp büyütebilme becerim ile 2012 yılında TEB Girişim Bankacılığı’nın başına geçtim. Bu görevde teknoloji ile olan ilişkim zirve yaptı çünkü o zaman tamamen teknolojik girişimcilerle çalışmaya başlamıştık. Orada 5.000’den fazla proje dinledim, bunların çoğuna mentorluk yaptım. Sanırım ortaya çıkan, çıkmamış, gelişim aşamasında olan projeleri Türkiye’de ilk dinleyenlerden biri bendim. Bütün start-up’lar geliyordu, projelerini anlatıyorlardı. Bu tabi, inanılmaz bir know-how, inanılmaz bir vizyon kazandırdı bana.
Şunu söyleyebilirim ki, teknolojinin her alanıyla ilgili biraz bilgim var diyebilecek durumdayım. Bazılarında daha derin, bazılarında daha yüzeysel. Bu kadar geniş yelpazede bir bilgiye sahip olduğunuzda, girişimciler tarafından böyle beslendiğinizde bunu da işinizde mutlaka bir yerde kullanıyorsunuz.
4. Geliştirdiğiniz Uppy uygulaması ile Hindistan’ın Bangalore kentindeki G20 zirvesinde en iyi ikinci Edtech girişimi olarak ödül aldınız. Uppy’nin hikayesini ve önemini bizlerle paylaşabilir misiniz?
Benim Düşyeri’ne gelmemle birlikte Ayşe tamamen akademik çalışmalara odaklandı. Bu akademik çalışmalar yaklaşık 4 yıl sürdü. Ayşe, pek çok araştırmanın içerisine girdi, yurt içi ve yurt dışındaki çalışmaların hepsine baktı. “Biz 0-6 yaşta ne yaparsak çocuklar ve dünya için iyi bir şey yapabiliriz?” sorusunun cevabını arıyorduk.
Neden 0-6 diyoruz? Çünkü bizim odaklandığımız ve iyi olduğumuz yaş 0-6. İnsan beyninin %85-95’inin 0-6 yaşta geliştiğini hepimiz duymuşuzdur. Beyinin fonksiyonel olarak gelişimini sağlayan yegane şeyin de yaptığımız araştırmalarda kelimeler olduğunu gördük. Araştırmalar “0-6 yaşta bir çocuk ne kadar kelime hazinesine sahip olursa beyni fonksiyonel olarak o kadar büyüyor” diyor. Çocuğun öğrendiği her yeni kelimeyle beyinde binlerce nöron aktif hale geliyor, diğer nöronlar sinapslar ile bağlanmaya başlıyor ve beyin fonksiyonel olarak büyüyor.
‘30 Milyon Kelime’ diye bir araştırma var, bu araştırma dünyada bu konuyla alakalı büyük yankı uyandırdı. Gelir seviyesi düşük, orta ve yüksek gelirli ailelerin çocuklara baktıklarında kelime hazinelerinde bile fark gözlemlenirken bilişsel gelişimlerinde de üç katlık bir fark olduğu ortaya çıkıyor. 0-6 yaş arasında bir çocuk 3.000 kelime öğrenmiş, diğer bir çocuk 4.000 kelime öğrenmişse aradaki 1.000 kelimelik boşluğa ‘word gap’ deniyor. Bununla birlikte, Obama’nın başkanlık döneminde Amerika’da ‘Close the Word Gap’ diye bir kampanya başlatılmıştı. Oxford Üniversitesi’nin de ‘Close the Word Gap’ isimli bir takım çalışmaları var.
Baktığımızda dünyanın çocuklar tarafındaki en büyük sorunu olan bilişsel gelişimde adaletsizliğin temeli gelir seviyesine dayanıyor. Dijitalin gücünü kullanarak gelir seviyesinden bağımsız olarak her çocuğun bilişsel ve ruhsal gelişimini yukarıya taşıyacak bir metod bulalım dediğimizde de Uppy’nin içerik dünyası ve AR-GE’si yavaş yavaş netleşmeye başladı.
Bize “Siz AR-GE’nizi nereye yapıyorsunuz? Ne tarafta yapıyorsunuz?” diye sorduklarında “Yapay zeka gelişiyor, büyüyor; teknoloji pek çok yerde gelişiyor. Buralarda pek çok AR-GE yapılıyor ama bizim yaptığımız tek bir AR-GE var. O da çocukların beynini nasıl geliştiririz AR-GE’si diyoruz. Yapay zekayı değil de çocuğun zekasını nasıl geliştiririz AR-GE’si…” Yapay zeka veya diğer teknolojiler bizim için tam anlamıyla bir araç oluyor burada.
Kelimelerin dünyasına girdiğimizde şunu gördük: İngiltere ve Fransa’nın 0-6 yaştaki çocuklara 4.000 kelime öğretmek gibi bir devlet politikası var. Almanya bu hedefi 3.000-5.000 kelime olarak koymuş, yani ortalama 4.000 kelime. Türkiye’deki mevcut durumu ise MEB’in bir araştırması gözler önüne seriyor: ortalama 3.000 kelime. Biz de dedik ki, o zaman biz bu sorunu çözelim. Yani çocukların bilişsel gelişiminde adaletini sağlamak istiyorsak buraya odaklanalım dedik ve 5.000 kelimelik bir Düşyeri Sözlük oluşturduk. Bu sözlükten kelimeleri kolay ve zorluklarına göre ayrıştırdık. Zor olan kelimelere 8 farklı içerik türünde içerik oluşturduk, kolay olanlara birkaç tane içerik oluşturduk.
Uppy içindeki oyunlarla, şarkılarla, kitaplarla, etkinliklerle, pek çok içerikle 5.000 kelime öğreteceğiz dedik. “Peki, bunu nasıl yapalım?” diye sorduğumuzda da Düşyeri’nin alametifarikasını devreye soktuk. Aynı Pepee’de yaptığımız gibi köftenin içine brokoli koyduk. Yani eğlencenin içine eğitimi koyduk. Böylece çocuk tek derdi olan oyun ve eğlence ile vakit geçirirken biz ona çok şey öğretebiliriz dedik.
Bu süreç içerisinde dijital dünyada çocukların güvende olmadıklarını bir kere daha fark etmiş olduk. Çocuklarımız dijitalde tamamen bilinmez ve korkutucu bir ortamın içindeler. O zaman bir taşla iki kuş vuralım dedik. Hem çocuklara %100 güvenli bir dijital dünya sunalım, hem de bu dünyanın içerisinde çocuğun karşısına çıkan her şeyde bu kelimeleri öğretip bilişsel gelişimini bir üst noktaya taşıyalım dedik ve Uppy ortaya çıktı.
Uppy’ye start-up ekosistemine baktığımızda super app deniyor ama biz buna ‘çocuk modu’ demeyi tercih ediyoruz. Bu çocuk modu 2-3 yıl içerisinde bir çocuk işletim sistemine dönüşecek. Uppy’nin içerisinde 130’dan fazla oyun var ve bu oyunların hepsini biraz önce anlattığım kelimeler odağında biz yazdık. Uppy’nin içerisindeki bütün içerikleri Düşyeri ekibi olarak 4 yılda oluşturduk ve rahatlıkla söyleyebilirim ki bugün Düşyeri’nden spin-off start-up’lar çıkartalım desek 60 tane start-up çıkartabilecek büyüklüğe gelmiş durumdayız.
Uppy’yi G20’de anlattığımızda eğitim tarafındaki bütün jüriler zaten word gap’in önemini ve dijital dünyada çocukların sıkıntıda olduğunun farkındaydı. Bu farkındalıkla bizi dünyanın en iyi 2. eğitim teknolojileri şirketi seçtiler. G20 süreci de şöyle oldu. Bir gün T.C Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızdan bir mail geldi. “Bu yıl G20 Hindistan’da yapılacak ve dünya için önemli 6 tane sektör var. Bu 6 sektörden bir tanesi de eğitim teknolojileri. Her ülke bakanlığı kendi ülkesinin en iyi eğitim teknolojileri start-up’ını, ülkesini temsil etmek için Hindistan’a götürüyor. Biz de bakanlık olarak sizi seçtik. Ülkemizi temsil eder misiniz?” Biz de “Tabii ki, seve seve” dedik ve ülkemizi gururla temsil ettik. Çok iyi bir sonuçla da ülkemize geri döndük.
5. Teknolojide Kadın Derneği ile birlikte aynı hedefler doğrultusunda çalışan bir üye olarak bu çağda toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Teknolojide Kadın Derneği gerçekten hem ülkemiz için, hem dünya için inanılmaz önemli bir dernek. Burada Zehra’nın liderliğinde çok güzel şeyler yapılıyor. Yaklaşık 19 yıl süren profesyonel hayatım, ardından da 5 yıllık start-up hayatımda hep şunu gördüm: Ne yazık ki, teknoloji ekiplerinin içerisinde kadın sayısı çok az. Bu start-up kurucuları tarafında da böyleydi. 5.000’den fazla start-up tanıdım ve ne yazık ki kadın girişimci sayısı çok azdı.
Bunun sebebinin çocukluğumuzdan beri bize yüklenen kodlar olduğunu düşünüyorum. Biz büyürken toplumsal cinsiyet eşitliği gibi bir kavram olmadığı için hep bize bir takım şeyler kodlandı. Bize bu kodlanan şeylerle de ne yazık ki hepimiz belli taraflara yönelmeye başladık. Erkekler daha teknik, kadınlar daha soft skill gerektiren alanlara yönelmeye başladı. İstatistiksel olarak baktığımızda, bu durum hala etkisini gösteriyor. Ancak şu anki toplumsal farkındalığa baktığımızda bu kodların hepsinin değişmeye başladığını görüyoruz.
Biz de son 5 yıldır ürettiğimiz tüm içeriklerde buna çok dikkat ediyoruz. Arçelik ile birlikte ‘Kendim Olmakta Özgürüm’ adlı ‘he for she’ kitabını yaptık. Bunun meslek seçimleriyle ilgili bir bölümü de var. Tüm içeriklerimizde cinsiyet eşitliğine aşırı dikkat ediyoruz.
Ekibimiz içerisinde de kadın ağırlığına dikkat ediyoruz ama hala üniversitelerde tercihlere baktığımızda kadınların teknoloji alanında çalışmak için tercihlerinin çok az olduğunu veya mezun sayısının erkek ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Bu sebepten ötürü Teknolojide Kadın Derneği hem yarattığı farkındalık çalışmalarıyla, hem de üniversite harici verdiği eğitimler ve bu eğitimler sonucunda hayatımıza kazandırdığı kadın teknoloji uzmanları sayesinde aslında inanılmaz önemli bir misyona sahip. Dolayısıyla, bu tarafta çalışmalarını hem destekliyoruz, hem de derneğin içinde olmaktan gurur duyuyoruz.


